ORTADOÄžU

İsrail, soykırım savaşının 1. yılında Gazze Şeridi'ne saldırılarını sürdürdü

İsrail, soykırım savaşının 1. yılında Gazze Şeridi'ne saldırılarını sürdürdü
Email :

İsrail'in Gazze Åžeridi'ndeki Filistinlilere yönelik soykırım savaşının birinci yılında, Gazze Åžeridi'nin çeÅŸitli bölgelerine düzenlediÄŸi hava saldırılarında en az 4 Filistinli öldü, çok sayıda Filistinli de yaralandı. 

Gazze'de soykırımla yargılanan İsrail, kabaran savaÅŸ suçlarını Lübnan'a da taşıyor

İsrail'in, Gazze Åžeridi'nde devam eden soykırımı, savaÅŸ suçları ve yıkıcı saldırıları uluslararası mahkemeler tarafından soruÅŸturulurken, İsrail'in kabaran savaÅŸ suçlarını Lübnan'a taşıması, bölgesel bir krize dönüÅŸme tehlikesi gösteriyor.

Anadolu Ajansının (AA) "İsrail'in Gazze'deki Soykırımının 1. Yılı" baÅŸlıklı dosyasının son haberinde, İsrail'in geçen bir yıldaki soykırımı, iÅŸkenceleri, sivillere, saÄŸlık sistemine ve altyapıya yönelik saldırıları, insani yardımın engellenmesi ve zorla yerinden etmenin yanı sıra onlarca yıl süren abluka ve iÅŸgal uygulamalarının uluslararası mahkemelerdeki süreçleri deÄŸerlendirildi.

Uluslararası hukuk uzmanı Dr. Ata Hindi ve Nicola Perugini, konuya iliÅŸkin AA muhabirine açıklamalarda bulundu.

İsrail'in Gazze'ye yönelik saldırılarında sivil alanları ve sivil altyapıyı hedef almasıyla beraber, yaklaşık 17 bini çocuk, 11 binden fazlası kadın olmak üzere 42 bine yakın Filistinli hayatını kaybetti, yaralı sayısı yüz bine yaklaÅŸtı.

Enkaz altında halen binlerce ölü olduÄŸu bildirilen Gazze'deki saldırıların yanı sıra İsrail'in iÅŸgal ettiÄŸi diÄŸer Filistin topraklarında ve son olarak Lübnan'da da iÅŸlediÄŸi savaÅŸ suçları artarak devam ediyor.

BirleÅŸmiÅŸ Milletler Güvenlik Konseyi'ne (BMGK), BM Genel Kurulu'na ve İnsan Hakları Konseyi'ne sunulan raporlarda, özellikle sivil yerleÅŸim alanlarının bombalanması, İsrail'in Filistinlilere karşı sistematik saldırılarının bir parçası olarak ele alınıyor.

Bu saldırılar sonucunda soykırımın yanı sıra çok sayıda savaÅŸ suçu ve insanlığa karşı suçun da iÅŸlendiÄŸi ifade ediliyor.

İsrail'in Gazze'de El-Ehli Baptist ve Åžifa Hastanesi gibi kritik saÄŸlık merkezlerini defalarca hedef alması, sivilleri doÄŸrudan hedef almanın ve savaÅŸ suçlarının açık bir örneÄŸi olarak gösteriliyor.

Gazze'deki altyapıyı yerle bir eden saldırılar, bölgede yaÅŸamı sürdürülemez kılarken; su, elektrik ve temel yaÅŸam kaynaklarının hedef alınması, sivillerin yaÅŸam hakkını doÄŸrudan tehdit ediyor.

Bu eylemler, uluslararası hukuk uzmanları tarafından Uluslararası Ceza Mahkemesinin (UCM) kurucu AnlaÅŸması olan Roma Statüsü'nün 8. Maddesinin 2 (b) (1) fıkrasındaki savaÅŸ suçu kapsamında deÄŸerlendiriliyor.

İnsani yardımın engellenmesi ve zorla yerinden etme

İsrail'in Gazze'ye insani yardım giriÅŸini sınırlaması veya tamamen engellemesi, bölgede ciddi insani krizi daha da derinleÅŸtiriyor.

Gıda, ilaç ve temel ihtiyaç maddelerinin bölgeye ulaÅŸmasının engellenmesi, uluslararası insancıl hukuka aykırı olarak deÄŸerlendiriliyor ve Roma Statüsü'nün 8. Maddesinin 2 (b) (5) fıkrasındaki savaÅŸ suçunu teÅŸkil ettiÄŸi görülüyor.

İsrail'in soykırımın baÅŸlarında Gazze'nin kuzeyindeki sivilleri güneye göçe zorlamasıyla baÅŸlayan "zorla yerinden etme suçu" daha sonra yüz binlerce sivili defalarca güvenli ilan ettiÄŸi bölgelerde bombalanmasıyla devam ediyor.

Güney Afrikalı avukatlar, Uluslararası Adalet Divanında (UAD) İsrail aleyhine açtıkları soykırımı davasının dilekçesinde, bazı ailelerin en az 9 defa yerlerinden edildiÄŸini ve bunun soykırım sözleÅŸmesinin ihlali anlamına geldiÄŸini belirtiyor.

Uzmanlar, bunun aynı zamanda Roma Statüsü'nün 8. Maddesinin 2 (d) (8) fıkrasındaki savaÅŸ suçu kapsamında ele alıyor.

İsrail'in Gazze'deki okul, hastane, cami, kilise, çadır ve mülteci kamplarını askeri hedef olarak tanımlayıp orantısız ÅŸekilde saldırarak yerle bir etmesi zarar veren saldırılar, Roma Statüsü'nün 8. Maddesinin 2 (d) (3) fıkrasındaki savaÅŸ suçlarını teÅŸkil ettiÄŸi kabul ediliyor.

Gazze'deki insani krizin kaynağı "abluka"

İsrail'in Gazze Åžeridi'ne uyguladığı abluka, uluslararası hukuk uzmanları ve insan hakları örgütleri tarafından "toplu cezalandırma" olarak nitelendiriliyor.

Gazze'de 2007 yılından bu yana süren abluka, son çatışmalarla birlikte daha da ÅŸiddetlenerek İsrail’in savaÅŸ suçları dosyasını kabartmaya devam ediyor.

BM İnsan Hakları Yüksek KomiserliÄŸi, ablukanın Gazze halkının temel insan haklarını ihlal ettiÄŸini ve uluslararası insancıl hukuka aykırı olduÄŸunu vurguluyor. Komiserlik, ablukanın kaldırılması ve insani yardımların engelsiz ÅŸekilde bölgeye ulaÅŸtırılması çaÄŸrısında bulunuyor.

Uluslararası Kızılhaç Komitesi (ICRC) yetkilileri, Gazze'deki durumu "dayanılmaz" olarak nitelendiriyor. ICRC, ablukanın sivilleri orantısız ÅŸekilde etkilediÄŸini ve bu durumun savaÅŸ hukuku ihlali olduÄŸunu kaydediyor.

Öte yandan insan hakları örgütleri, ablukanın Gazze halkını toplu olarak cezalandırdığını ve bu uygulamanın 1949 Cenevre SözleÅŸmeleri'ne aykırı olduÄŸunu vurguluyor.

Batı Åžeria, DoÄŸu Kudüs ve Lübnan'a yayılan saldırılar

Gazze, Batı Åžeria ve DoÄŸu Kudüs'teki binlerce Filistinli sivili hapishanelerde keyfi olarak alıkoyan İsrail'in, buradakilere yönelik ÅŸiddet, iÅŸkence, cinsel saldırı, hakaret, eziyet, aç ve uykusuz bırakılma, tıbbi ihmal gibi muamelelere maruz bırakması Roma Statüsü'nün 8. Maddesinin 2 (b) bendinin 2, 3 ve 4 fıkrasındaki savaÅŸ suçlarını oluÅŸturduÄŸu kaydediliyor.

Uluslararası hukukçular, Lübnan'da Hizbullah mensuplarının çaÄŸrı cihazlarının patlatılması ve Lübnanlı yetkililerin bulunduÄŸu sivil yaÅŸam alanlarının bombalanarak hedef alınmasıyla birlikte İsrail'in siviller ile savaÅŸanlar arasında ayrım yapılmasını gerektiren uluslararası insancıl hukukun "ayırt etme" prensibine aykırı davrandığını savunuyor.

Soykırım davası

Güney Afrika'nın, İsrail aleyhine açtığı soykırım davasında UAD ÅŸimdiye kadar 26 Ocak, 28 Mart ve 24 Mayıs'ta 3 kez ihtiyati tedbire hükmederek, İsrail'in Refah'ta saldırılarını durdurmasını, insani yardımların Gazze'ye ulaÅŸmasını engellememesini emretti.

Divan, İsrail'in yargılamaya iliÅŸkin "ilk itirazları" ile alakalı Güney Afrika'yı 28 Ekim 2024, İsrail'i 28 Temmuz 2025 tarihine kadar yazılı beyanlarını sunmaya davet etti.

Ekim ayının 28'inde Divan'a dilekçesini sunacak Güney Afrika, Mahkemenin yargı yetkisinin olduÄŸunu ve İsrail'in, Gazze'de soykırım sözleÅŸmesi kapsamındaki ihlallerini ele alabileceÄŸini savunuyor.

İsrail tarafı ise 28 Temmuz 2025'e kadar sunacağı yazılı dilekçesinde, Divanın yargı yetkisine, Güney Afrika'nın davaya taraf ehliyetine itiraz ederek ve davanın kabul edilebilirlik ÅŸartlarını taşımadığını savunuyor.

İlk itirazlara iliÅŸkin yazılı aÅŸamanın ardından, Divanın sözlü duruÅŸmaların tarih belirlemesi ve duruÅŸmalardan sonra ilk itirazlara iliÅŸkin nihai kararını vermesi bekleniyor.

UAD, ilk itirazlar aÅŸamasının ardından, davanın esasına geçilip geçilmeyeceÄŸine karar verecek ve bu karara göre önce yazılı dilekçeler sonra tekrar sözlü duruÅŸma aÅŸamalarına geçilecek.

Davanın esasına ilişkin beyanların da tamamlanmasıyla birlikte Divan, Gazze'de soykırım işlenip işlenmediğine ilişkin kesin ve nihai olan kararını verecek.

Tüm bu sürecin 4-5 yılı bulması öngörülüyor.

Uluslararası Ceza Mahkemesindeki soruşturma

UCM'nin 2015 yılında baÅŸlayan ve 6 yıl süren ön inceleme sürecinin ardından 3 Mart 2021'de resmen baÅŸlattığı Filistin soruÅŸturmasında ciddi ilerleme olmazken, 7 Ekim 2023'teki saldırılardan sonra atılan en önemli adım BaÅŸsavcı Kerim Han'ın 20 Mayıs 2024'te İsrail BaÅŸbakanı Benjamin Netanyahu ve Savunma Bakanı Yoav Gallant için yaptığı tutuklama emri çıkarma talebi oldu.

Åžu anda tutuklama emirlerinin çıkarılması için gerekli ÅŸartların saÄŸlanıp saÄŸlanmadığına karar vermesi gereken UCM Ön İnceleme Dairesi; Netanyahu, Gallant ve Hamas liderleri hakkında 20 Mayıs'ta gelen "tutuklama" talebini 4 aydan uzun süredir karara baÄŸlamadı.

Uzmanlar: "Cezasızlık ve çifte standart sorunu devam ediyor"

ABD Tulane Üniversitesinden Dr. ÖÄŸretim Görevlisi Ata Hindi, İsrail'in cezasızlığının ve uluslararası toplumun çifte standartlarının, bölgedeki krizin derinleÅŸmesinde önemli rol oynadığını belirtiyor.

Hindi, "Bence tartışılabilecek pek çok siyasi ve diÄŸer husus var ama en önemlisi, BM Filistin Hakları Özel Raportörü Francesca Albenese'nin ve diÄŸer pek çok kiÅŸinin de ifade ettiÄŸi gibi sorunun cezasızlık olduÄŸudur." deÄŸerlendirmesinde bulundu.

Hindi, İsrail'in saldırılarının savaÅŸ hukukunu ciddi ÅŸekilde ihlal ettiÄŸini vurgulayarak, "Filistinlilerin insanlıktan çıkarılması ve ÅŸimdi Lübnanlıların da bir bireyin bir yerin yakınında olma ihtimaline dayanarak çok sayıda Filistinli sivilin öldürülmesine izin vermesi, savaÅŸ yasalarının birçok yönden, özellikle de bu baÄŸlamda ne kadar ırkçı hale geldiÄŸini göstermeye gidiyor." ifadesini kullandı.

Uluslararası hukuktaki ikiyüzlülüÄŸe dikkati çeken Hindi, konuÅŸmasına ÅŸöyle devam etti:

"Bence uluslararası hukukun, özellikle de adalet ve hesap verebilirlik konularının iÅŸleyiÅŸinde kesinlikle ikiyüzlülük ve çifte standart olduÄŸu aÅŸikar. Devletlerin kendileri açısından, özellikle ABD ve BirleÅŸik Krallık'ın Filistin'deki durum karşısında nasıl hareket ettiklerini görüyoruz ve daha sonra bunun, Uluslararası Ceza Mahkemesi ve Uluslararası Adalet Divanının yanı sıra FIFA'yı da içeren adil hesap verebilirlik mekanizmalarını içeren uluslararası kuruluÅŸlara nasıl yansıdığını görüyoruz."

Soykırım yanlısı ve karşıtı cepheler oluştu

Edinburgh Üniversitesinden Dr. ÖÄŸretim Görevlisi Nicola Perugini ise İsrail'in saldırılarının boyutlarına dikkati çekerek, "YaÅŸananlar, boyutları göz önüne alındığında Filistin tarihinde eÅŸi benzeri görülmemiÅŸ bir olaydır. YaÅŸananlar tam olarak Filistinlilerin bir grup olarak, bir halk olarak hedef alınmasıdır." dedi.

Perugini, İsrail'in eylemlerinin uluslararası hukuk açısından soykırım ve apartheid suçları kapsamında deÄŸerlendirilmesi gerektiÄŸini ve bu suçların cezasız kalmaması için uluslararası toplumun harekete geçmesi gerektiÄŸini vurguladı.

Perugini, uluslararası toplumun Filistinlilere yönelik tutumunu eleÅŸtirerek, ÅŸunları kaydetti:

"Dünyanın bir tarafında 7 Ekim 2023'ten hemen sonra soykırım yanlısı bir cephe oluÅŸtu. Bu cephede, Filistinlilerin durumuyla ilgili hiçbir konuÅŸma olmadı, 7 Ekim'i tarihi baÄŸlamıyla konuÅŸan olmadı. ABD, Almanya, Batı dünyası ve ana güçlerin çoÄŸunluÄŸu, İsrail'in 8 Ekim'den itibaren resmileÅŸtirdiÄŸi saldırı zihniyetini hemen benimsedi."

Perugini, uluslararası toplumda İsrail'in eylemlerine karşı bir direncin de oluÅŸmaya baÅŸladığını belirterek, "Bir yandan çok güçlü bir soykırım yanlısı cephe var ama aynı zamanda son 12 ayda gördüÄŸümüz ÅŸey, uluslararası hukukçulardan oluÅŸan, soykırım karşıtı bir hareketten oluÅŸan, uluslararası bir kamp ağı geliÅŸtiren öÄŸrencilerden oluÅŸan bir karşı soykırım cephesinin geliÅŸmesidir." deÄŸerlendirmesinde bulundu.

İlgili Etiketler :

Ilgili Haberler