AVRUPA

Batı Trakya Türkleri: Asimilasyona Hayır

Email :

~~Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Siyasal Bilimler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Kudret BÜLBÜL’ün  konuyla ilgili deÄŸerlendirmesini sunuyoruz. (14.02.2018, Küresel Perspektiv (07) programı)

~Batı Trakya Türkleri: Asimilasyona Hayır

  Bir an için düÅŸünün. Kendinizi her ne ÅŸekilde tanımlıyorsanız, (Alman, Arap, Türk, Müslüman, Hristiyan, ateist…) bin yıldan fazladır yaÅŸadığınız ülkenizde, devlet size “siz o deÄŸilsiniz” ve “sizin tanımladığınız ÅŸekilde bir topluluk bu ülkede yoktur” diyor.

  “İnsanların kendilerini nasıl tanımladıkları devletleri niye ilgilendirsin ki. Devletlere sadece topluluklar kendilerini her ne ÅŸekilde tanımlıyorlarsa bunu kabul etmek ve buna saygı duymak düÅŸer. Bu çaÄŸda böyle bir ÅŸey olamaz” dediÄŸinizi duyar gibiyim.

  Size “haklısınız, böylesine çaÄŸdışı, faÅŸizan bir anlayış bu çağın anlayışı olamaz. Tarihte kalmış bir örnek olabilir sadece” demeyi ne çok isterdim.

  Maalesef böyle deÄŸil. Bu durum bir AB Ülkesi olan Yunanistan’da hala devam ediyor. İnsanlar Yunan devletine bin yıldan fazladır burada Müslüman ve Türk kimlikleriyle var olduklarını kabul ettirmek için  yıllardır mücadele ediyorlar.

  Batı Trakya Türklerinin dramından bahsediyorum.

  Batı Trakya Türkleri, Osmanlı Devleti’nden de önce, bu topraklarda yaşıyorlar. Osmanlı Devleti’nin çekilmesinden sonra, Batı Trakya’daki Müslüman Türk azınlığın hakları Uluslararası ve karşılıklı anlaÅŸmalarla garanti altına alınmış. Ama uygulamada bu hakların çoÄŸu maalesef kâğıt üstünde kalmış. Bugün bu ihlal edilen haklardan sadece bir tanesine deÄŸinmek istiyorum.

Yaralı Bilinç

  Siyasal, ekonomik, kültürel haklar vb bütün hak ve özgürlükler kuÅŸkusuz önemlidir ve deÄŸerlidir. Ama insanın kendisini nasıl ya da ne olarak tanımlayacağı en temel insan haklarından birisidir. Ontolojik bir haktır. İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin 6. Maddesine göre “Herkes her nerede olursa olsun hukuk kiÅŸiliÄŸinin tanınması hakkına haizdir”. KiÅŸinin kendisini nasıl tanımlayacağı da devlete deÄŸil, kendisine dair bir meseledir ve kiÅŸiliÄŸinin vazgeçilmez bir parçasıdır. Bir insanın kendini tanımladığı kimliÄŸi ya da aidiyeti reddetmek, o insanın varlığını reddetmekle eÅŸdeÄŸerdir. Belki de bu nedenle Emil Maalouf “Ölümcül Kimlikler” adlı kitabında insanın kimliÄŸinin, en fazla yara aldığı yerden oluÅŸtuÄŸuna dikkat çeker. Çünkü kendini tanımladığı kimlik ile varoluÅŸu reddedilen insan, varlığını ortaya koymak için bütün baskılara göÄŸüs gerer. İlk Hristiyanların ve ilk Müslümanların, yapılan baskılara karşı gösterdikleri mücadele, kendi kimliklerini ifade etmek için katlandıkları zulümler bu durumun somut örneklerinden biridir.

~~Reddedilen Türk KimliÄŸi

  Batı Trakya’daki Türk kimliÄŸi baÄŸlamında yaÅŸananlar da bu durumdan farksızdır. 1927’de kurulan “İskeçe Türk BirliÄŸi” 1980’lere kadar varlığını sorunsuz sürdürür. İsminde "Türk" kelimesi geçtiÄŸi gerekçesiyle 1983 yılında güvenlik güçleri tarafından tabelası indirilir. Faaliyetlerine izin verilmez. Dernek Yunan yerel mahkemeleri ve Yargıtay’ı tarafından “Batı Trakya’da Türk yoktur” gerekçesiyle kapatılır. Bunun üzerine Batı Trakya’nın Müslüman Türkleri davayı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine taşır. AHİM 2008’de İşkeçe Türk BirliÄŸi’ni haklı bulur. Ama Yunan mevzuatına göre AHİM kararı otomatik sonuç doÄŸurmaz. Tekrar iç hukuk yollarına baÅŸvurmak gerekir. Batı Trakya Türkleri, son on yıldır da Yunanistan’ın AHİM kararını uygulaması için mücadele vermektedirler. Bununla ilgili son dava 9 Åžubat 2018’de Gümülcine İstinaf Mahkemesinde görüldü ve yine sonuç çıkmadı.

  1983’de baÅŸlayan ve en temel bir insan hakkını ihlal eden bir uygulamanın düzeltilmesi için tam 35 yıldır mücadele ediliyor. Batı Trakyalı Müslüman Türkler, yılmadan ve asla hukuk dışına çıkmadan mücadelelerini sürdürüyorlar. 35 yıldır Yunanistan’dan ve Yunanistan’a gereÄŸi kadar baskı yapmayan Avrupa BirliÄŸi’nden adalet bekliyorlar. Ama bu süreçte Yunan Devleti adalet yerine yıldırma politikalarına önem veriyor.

Milli DireniÅŸ Günü

  29 Ocak 1988’de Batı Trakya Türkleri, varlıklarını inkar eden ve kendilerini yok sayan Yunan Mahkemesinin kararına karşı geniÅŸ katılımlı bir gösteri düzenlerler. Bu tarihten sonra 29 Ocak’ı “Milli DireniÅŸ Günü” olarak ilan ederler. Ama Yunanistan bu günde yapılan etkinlikleri baskı ve engelleme yolunu tercih eder. 1990’daki Milli DireniÅŸ Günü’ne, tüm engelleme çabalarına raÄŸmen, on binlerce insan katılarak varlıklarını ve kimliklerini ortaya koyarlar. Fakat bu demokratik ve meÅŸru gösteriler sırasında, fanatik Yunanlar Türklere saldırır. İki gün boyunca, yüzlerce Batı Trakyalı Müslüman Türklerin iÅŸyerleri yaÄŸmalanır, tahrip edilir. BaÅŸta seçilmiÅŸ İskeçe Müftüsü Mehmet Emin AÄŸa ve dönemin bağımsız milletvekili Ahmet FaikoÄŸlu olmak üzere çok sayıda Türk ağır yaralanır. Yunan polisi bu sürede olanları sadece seyreder.

Sadece Türk kimliÄŸinin inkârımı?

  Yunanistan’daki sorunlar maalesef, sadece Türk kimliÄŸinin inkarı ile sınırlı deÄŸildir. Yasalar ve karşılıklı anlaÅŸmalarla garanti altına alınmış olmasına raÄŸmen kendi müftülerini seçmelerine izin verilmemesi, ibadet özgürlüklerinin kısıtlanması, mülkiyet haklarına müdahale, el konulan vakıf mallarının iade edilmemesi, eÄŸitim haklarına yönelik kısıtlamalar, vatandaÅŸlıktan çıkarılan onbinlerce Müslüman Türk… Batı Trakya Türklerinin yaÅŸadıkları sorunları merak edenler, Katip Çelebi Üniversitesi tarafından Türkçe, Yunanca ve İngilizce olarak hazırlanan Yunanistan İnsan Hakları İhlalleri Raporu’na bakabilirler.

  Yunanistan’daki bu ihlaller Türkiye’nin Akdamar Kilisesini restore edip ibadete açması, Mor Gabriel Manastırının arazisini iade etmesi, Gökçeada Rum Okulu’nda eÄŸitimi baÅŸlatması, İstanbul’daki Bulgar Kilisesi’nin restorasyonunun bütün masraflarının Türkiye tarafından karşılanması gibi bir çok pozitif adım attığı bir dönemde gerçekleÅŸiyor.

  Meselenin üzüntü veren bir baÅŸka boyutu ise, gerek AB kuruluÅŸlarının ve gerekse uluslarararası kurum ve kuruluÅŸların on yıllardır süren bu ihlalleri önlemeye yönelik yeterince aktif bir politika izlememeleridir. Bu ihlaller İslam dünyasında da yeterince bilinmemektedir.

~~
Daha da üzücü olan ise, Türkiye’deki insan hakları kuruluÅŸları ve aydınların, kendi ülkelerindeki sıradan insan hakları sorunlarına iliÅŸkin devasa bilgi ve ilgi sahibi iken, hemen yanı başındaki komÅŸusu Yunanistan’da yaÅŸanan devasa ihlaller konusunda yok denecek kadar az bilgi ve ilgi sahibi olmasıdır.

  Dileriz, Yunanistan İnsan Hakları İhlalleri Raporu gibi çalışmaların sayısı artar, insanımız baÅŸka ülkelerde yaÅŸanan ihlaller konusunda daha fazla bilgi sahibi olur ve daha az ihlaller yaÅŸanır.


EtiketlÓ™r: Kudret BÜLBÜL , Batı Trakya Türkleri: Asimilasyona Hayır , Küresel Pespektiv

İlgili Etiketler :