Alman Damals (O zamanlar) isimli tarih dergisi, Ekim 2020 sayısının yarısını Atatürk’e ayırdı. "ÇaÄŸdaÅŸ Türkiye’nin kurucusu" baÅŸlığı ile kapak yapılan Atatürk’e özel 30’dan fazla sayfa yer verildi. Yayın yönetmeni, "Nefes kesici hızla ülkeyi deÄŸiÅŸtiren bir devrimci" olarak tanımladığı Atatürk için özel bir yazı kaleme aldı. Her bir bölümünü Almanya’daki ünlü Türkolog ve tarihçilerin yazdığı, "Atatürk Özel Sayısı" son yıllardaki geliÅŸmeleri de içeriyor.
~~Dünya, Atatürk'ü yeniden keÅŸfediyor… Almanya’da yayınlanan Damals (O zamanlar, eskiden) isimli tarih dergisi, Ekim 2020 sayısının resmen yarısını Atatürk'e ayırdı. Derginin kapağında Atatürk'ün kalpaklı bir fotoÄŸrafı ve, “Atatürk, modern Türkiye'nin kurucusu” baÅŸlığı yer aldı. Uluslararası History Life dergisinden sonra, etkin bir Alman yayını olan Damals da, Atatürk'ü kapak yaptı ve onu “Nefes kesici bir hızla ülkeyi çaÄŸdaÅŸlaÅŸtıran bir devrimci” olarak tanımladı. GiriÅŸ yazısı hariç beÅŸ bölümden oluÅŸan Atatürk Özel Sayısı'nın her bölümünü ayrı bir Türkolog ve tarihçi yazdı.
YAYIN YÖNETMENİ YAZDI: NEFES KESİCİ
ÇocukluÄŸundan, devrimlerine kadar 31 sayfa Atatürk iÅŸlendi ve devrimci kiÅŸiliÄŸi ön plana çıkarıldı. Derginin baÅŸyazısı da Atatürk üzerineydi. Yayın Yönetmeni Stefan Bergmann, “Ata'nın temposu” baÅŸlıklı yazısında, yıkılan ve dağılan Osmanlı İmparatorluÄŸu'ndan modern Türkiye'yi doÄŸuran Mustafa Kemal Atatürk'ün mücadelesini anlattıklarını yazdı.
Bergmann, “Nefes kesici bir hızla ülkesine reform getirdi. Din ve devlet iÅŸlerini ayırdı, hukukta, giyim- kuÅŸamda ve ekonomide batı standartlarını getirdi. Latin alfabesini kabul etti” dedi.
“ÜLKEYİ VE TOPLUMU YENİDEN YAPILANDIRDI”
Bergmann makalesinde, “Peki Atatürk'ün mirası neydi? Onu o zaman ne harekete geçirdi? Saltanatı ve hilafeti nasıl aÅŸabildi? Devlet ve topluma bakış açısı neydi ve devrimleri hangi alanda oldu. İşte bunun için onu kapak konusu yaptık. Batı, Osmanlı'ya yenilgisinden sonra Sevr anlaÅŸmasını dayatmıştı. Mustafa Kemal, “yüreÄŸini ortaya koyup” Yunan iÅŸgal ordusunun karşısına çıktı ve orduları yenip 1923'te Lozan anlaÅŸmasını imzaladı ve bugünkü Türkiye'nin sınırlarını garanti altına aldı. Ülkeyi boydan boya yeniden yapılandırma, toplumu yeniden ayaÄŸa kaldırma onun en büyük amacı oldu. Biz onunla birlikte yol alanları ve karşıtlarını da yazdık. Son olarak da, Atatürk'ten bugün ne kaldığını irdeledik” ifadesini kullandı.
RADİKAL UNSURLAR YOK OLMADI
Derginin yönetmeni, sözlerini, “Devrimleri ülkenin yönünü batıya çevirdi. Ancak Atatürk'ün bu müthiÅŸ deÄŸiÅŸim ve yenilik temposu, geleneksel topluma ve radikal unsurlara fazla etki etmedi, güzel görüntünün arkasında daima alışılmış düzenin özlemcileri büyüdü. Åžimdi ise acı bir ÅŸekilde yeniden bir bölünme yaÅŸanıyor” diye sürdürdü.
Atatürk'ün doÄŸumundan, devrimlerine ve Türk toplumu ile dünyaya bıraktığı mirasa kadar 30'dan fazla sayfanın zaman zaman fotoÄŸraflarla iÅŸlendiÄŸi dergide, geniÅŸ analiz 14. Sayfadan baÅŸlıyor. Bu sayfada, 1 Kasım 1929'da TBMM'nin açılış fotoÄŸrafı kullanılmış. Bu sayfalarda, “Birisi tümü için… Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulması monarÅŸinin yıkılması demektir. Artık bir sultan yok. Atatürk artık ülkenin cumhurbaÅŸkanı. Cumhuriyet Halk Partisi kuruluyor ve mecliste 1930'larda tek parti. O zamanlar çok partili demokrasi henüz uzaktaydı” deniliyor.
Damals, Atatürk’e özel bir dosya hazırladı.
OSMANLI'NIN BAÅžINDAKİ MEZARCILAR…
Dergi 16. Sayfasında Mustafa Kemal ve BoÄŸaz’ın hasta adamı” baÅŸlığı ile, Osmanlı'nın son yüzyılını, Mustafa Kemal'in doÄŸumunu ve batının Osmanlı'yı nasıl paylaÅŸtığını anlatıyor. Rus Çarı 1. Nikola'nın, Osmanlı'yı “BoÄŸaz'ın hasta adamı” diye tanımlaması ve tarihçi Maurus Reinkowski'nin, “Hasta Osmanlı'nın çevresinde sadece doktorlar, miras idarecileri, mezar kazıcıları ve murisleri vardı” diyor.
Ardından Selanik'te baÅŸlayan milliyetçi hareketleri ve Atatürk'ün doÄŸumunu iÅŸleyen dergi, Mustafa'nın annesinin Türkmen kökenli olduÄŸunu ve kendilerini “Türkmen- yörük” olarak tanımladıklarını anlatıyor. Babasının ise küçük bir memur olduÄŸunu ve Atatürk küçükken hayatını kaybettiÄŸi anlatıyor.
ASKERİ HAYATI VE YETENEKLERİ
Atatürk'ün, babasının ölümünden sonra gönderildiÄŸi bir okulda, seviyesinin okulun üzerinde olduÄŸunun görüldüÄŸü, ardından annesinin itirazlarına raÄŸmen askeri okula yazıldığına deÄŸiniliyor. “Askeri hayatı, onun yetenekleriyle uyuÅŸtu” denilen bölümde askeri okullardaki baÅŸarısı, okulu ikincilikle bitirmesi ve Åžam'daki ilk görevi anlatılıyor. O zamanki askeri akademide, modern batılı eÄŸitimin yer aldığı ve Alman subay Colmar von der Goltz'un, “Silahlı insanlar” adlı kitabının İstanbul'daki askeri okullarda Türkçe olarak okutulduÄŸu belirtiliyor.
Sultan Abdülhamit'in baskıcı yönetimine karşı geliÅŸen hareketlere ve genç subayların kurdukları çeÅŸitli birliklere deÄŸinen dergi, ardından Enver PaÅŸa ile İttihat ve Terakki Partisi'nin kuruluÅŸunu anlatıyor. Balkan savaÅŸları, bitmek tükenmek bilmeyen savaÅŸlar, ardından Osmanlı'nın I. Dünya Savaşı'na giriÅŸi bölümü ise Frankfurt Üniversitesi Filolojik Kültür Bilimleri'nde Türkolog olan Prof. Dr. Yavuz Köse'nin anlatımlarıyla aktarılıyor.
VİYANA VE KARLSBAD ANILARI
Derginin 22. Sayfasının baÅŸlığı, “Cumhuriyete giden yol”. Bu bölüm, Viyana Üniversitesi DoÄŸu Bilimleri akademisyeni Dr. Onur İnal tarafından kaleme alınmış ve Osmanlı'nın I. Dünya Savaşı'na giriÅŸi ile baÅŸlıyor.
Atatürk'ün, Çanakkale zaferiyle bir dönüm noktasının aşıldığını, onun aÄŸzından “Size savaÅŸmayı deÄŸil, ölmeyi emrediyorum” sözleriyle baÅŸlayan büyük savaşın bir anlamda her ÅŸeyi deÄŸiÅŸtirdiÄŸi vurgulandı. Rus devriminin olması, Rusya'nın savaÅŸtan çekilmesi, ardından Osmanlı'nın yenilmesi ve Sevr'e açılan yol anlatılırken, Mustafa Kemal Atatürk'ün 2018 Mayıs ayında, bir rahatsızlığı nedeniyle Avusturya'nın baÅŸkenti Viyana'ya geldiÄŸi, oradan da istirahat için Karlsbad'a geçtiÄŸi, “Karlsbad anıları” diye notlar tuttuÄŸu belirtildi.
~~GENÇ SUBAY MUSTAFA KEMAL: ANINDA DÖNÜÅžTÜRÜRDÜM
Bu notların birinde Mustafa Kemal, savaÅŸ yılları, toplum ve politika ile ilgili ÅŸunları yazmış: “O vakit elimde güç ve yetki olsaydı, bir dokunuÅŸla tüm toplumu dönüÅŸtürebilirdim. Buna inanıyorum. Bazılarının dediÄŸi gibi toplumun ya da ulemanın, geliÅŸmiÅŸ düzeye gelmesini beklemeye, bunun adım adım gerçekleÅŸmesi için uÄŸraÅŸmaya ruhum dayanmıyor. Bu seviyeye gelmiÅŸ, belirli özgürlükleri tatmışsak neden daha geri dönüÅŸ olsun ki? Toplum hızla bizim düzeyimize eriÅŸmeli…“
Ardından Mustafa Kemal'in İstanbul'a dönüÅŸü, 7. Ordu'daki görevi ve Sevr AnlaÅŸması'na giden süreç anlatılıyor. Bu sürecin ardından, İstanbul'a İngilizlerin geliÅŸi, İzmir'in Yunanlarca iÅŸgali ve Mustafa Kemal'in, direniÅŸin başına geçmesi tüm ayrıntılarıyla Alman okurlara sunuluyor.
İŞTE, ATA'NIN YARTIP ATTIĞI SEVR HARİTASI
Bu bölümde, Atatürk'ün tarihin çöp sepetine attığı Sevr haritası da yarım sayfa verilmiÅŸ. Altına da ÅŸu tarihçe düÅŸülmüÅŸ:
10 AÄŸustos 1920: Osmanlı, galiplerin dikte ettirdiÄŸi Sevr anlaÅŸmasını imzaladı. Osmanlı artık son bir küçük noktaya sıkıştı.
19 AÄŸustos 1920: Ankara'da, Büyük Millet Meclisi toplandı. Sevr anlaÅŸmasını imzalayan ve bu ÅŸartları kabul edenler vatan haini ilan edildi. Atatürk, ilk meclisin baÅŸkanı oldu.
9 Eylül 1922: Türk ordusu, Yunan ordusunu yendi ve İzmir iÅŸgalden kurtarıldı.
1 Kasım 1922: Millet Meclisi saltanatı kaldırdı ve son padiÅŸah ülkeyi terk etti.
24 Temmuz 1923: Ankara, bugünkü Türkiye'nin sınırlarını da çizen Lozan anlaÅŸmasını imzaladı. Hristiyanlar ile Müslümanlar arasında karşılıklı nüfus deÄŸiÅŸimleri yapıldı.
29 Ekim 1923: Türkiye Cumhuriyeti ilan edildi. Ve Atatürk ilk cumhurbaÅŸkanı oldu.
Bölümde, Sevr ile Lozan AnlaÅŸması arasında geçen süreç ayrıntılı olarak incelenmiÅŸ ve nasıl bir ölüm- kalım mücadelesi verildiÄŸi ayrıntılarıyla anlatılmış.
~~GEÇMİŞLE YAÅžANAN KIRILMA NOKTASI
Köln Üniversitesi, Türk Dili ve Kültürü bölümünden Prof. Dr. Beatrice Hendrich'in kaleme aldığı bölüm ise, geçmiÅŸ ile yaÅŸanan kırılma noktasını anlatıyor. Bu bölümde, “Atatürk, genç Türkiye Cumhuriyeti'ni toptan geliÅŸtirmeye, toplum ve kültürüyle birlikte yenilenmeye taşıyordu. 1934'e kadar, bir İslam devletinden, modern devlete dönüÅŸün devrimleri tamamlandı” denilirken, özellikle din ile devlet iÅŸlerinin ayrıldığı laikliÄŸin getirildiÄŸi 1937 yılına kadar süreci ve sonrasını inceliyor. Dergide, “Aslında Osmanlı'nın bir kesimi 19. yüzyıldan itibaren laikliÄŸi benimsemiÅŸti. Bürokratlar, askerler, entelektüeller, dini ve geleneksel yöntemlerle kendilerine baskı yapan Osmanlı elitlerinden memnun deÄŸildi. Birçok Osmanlı aydını, aslında dini baskıları aÅŸmıştı ama bu sürdürülebilir deÄŸildi. Çünkü din, düÅŸmanlara karşı toplumu birlikte tutan bir tutkal gibi görülüyordu” deniliyor.
MUSTAFA KEMAL: POSİTİVİST VE LAİK
Bu bölümde Mustafa Kemal'in ise, bir pozitivist ve laik dünya görüÅŸüne sahip kiÅŸi olarak tanımlandığını görüyoruz. Bir yanda dini vecibelerini yerine getiren, ilk meclis açılışında dua okutan Atatürk'ün, özel yaÅŸamında ise seküler (din ile devlet iÅŸini ayıran) bir yapısı olduÄŸu vurgulanmış. Atatürk'ün ardından, “Hayatta en hakiki mürÅŸit ilimdir” diyerek, geleneksel ve ayakbağı olan tüm yapıları yıktığı, devlette dinin etkisini azalttığı, din ile devlet iÅŸlerinin ayrılması çalışmaları ile “dini kullanan” Osmanlı elitlerinin yıkıldığı belirtiliyor.
Ardından halifeliÄŸin kaldırılması, 1930 ile II. Dünya Savaşı'na kadar olan bölümde ise eski dini eÄŸitim yöntemlerinin tamamen modernleÅŸtirilmesi süreci anlatılırken, farklı tarikat ya da çeÅŸitli dini akımların önüne geçilmesi için diyanetin kurulması sürecine deÄŸiniliyor.
İŞTE BAZI DEVRİMLERİ VE DÖNÜÅžÜMLER
Bu bölümde özetle ÅŸu görüÅŸler dile getiriliyor:
“Osmanlı'da çok sayıda, farklı bayram günleri ve bunların yurt dışı ile ayarlanmaları çok büyük zorluklar getiriyordu. Modern takvim ve modern ölçüm- tartımlar kabul edildi. Åžapka kanunu ile dini semboller içeren sembolleri taşımak yasaklandı. 1932 ile 1950 tarihleri arasında ezan Türkçe olarak okundu. Bu durum, diÄŸer bazı deÄŸiÅŸiklikler gibi, bir kesim tarafından düÅŸmanlaÅŸtırılıp aleyhte kullanıldı. Kadınlara geniÅŸ özgürlükler tanındı ama Ekonomik Politikacı Binnaz Toprak bunu “ÖzgürleÅŸtirildik ama tam özgür‘ olamadık diye tanımlıyor. Atatürk'ten sonraki sürecin kadınlar üzerindeki baskıyı artırdığı görülüyor. Atatürk kendisi de tüm davranışlarıyla ve yaÅŸam biçimiyle topluma örnek olmak için uÄŸraÅŸtı. Türkiye, çaÄŸdaÅŸ ülkelerden biri olarak anılmaya baÅŸlandı. 1930'larda Arap harfleri tamamen terk edilmiÅŸ oldu, çünkü Latin harfleri ile okumak ve yazmak daha kolaydı. Ardından yeni Türkçe kelimeler araÅŸtırıldı, sözlükler geliÅŸtirildi. Batı standartlarında üniversiteler kuruldu. EÄŸitimden, sanata ve mimarlığa kadar ülke modernleÅŸtirildi.”
36. sayfada baÅŸlayan bölümde ise “YoldaÅŸları ve karşıtları” baÅŸlığı ile, Atatürk'le birlikte savaÅŸanlar, devrimlerinde birlikte olanlar, zaman zaman ayrı düÅŸünenler ve düzenlenen suikast giriÅŸimi gibi konular yer alıyor. Halide Edip Adıvar'dan, Sabiha Gökçen'e kadar, devrim sonrası tüm geliÅŸmelerin yer aldığı bölümü yazan ise Bamberg Üniversitesi Türkçe, Kültür ve Tarih Bölümü profesörü Prof. Dr. Klaus Kreiser.
VE İNADINA SÖZDE ERMENİ SOYKIRIMI
Damals Dergisi de, Alman devlet politikasına uygun olarak, hiç ilgisi olmamasına raÄŸmen, Atatürk'ün anlatıldığı bölüme 1915 Ermeni olayları ve sözde soykırımını eklemiÅŸ. Bunu Avrupalı tüm tarih dergileri yapıyor. Atatürk'ün hiç bir yerinde yer almadığı Ermeni olayları anlatılıyor, tek yanlı olarak diÄŸer olaylara yer veriliyor ve bu hiç bir ÅŸekilde karalayamadıkları “Tertemiz devrimci Atatürk'ün anlatıldığı bölümlerin yanına” kasıtlı olarak yerleÅŸtiriliyor. Alman Meclisi'nin, sözde Ermeni soykırımını tanımasından sonra bu tür yayınların, neredeyse her tarih araÅŸtırmasına girdiÄŸi görülüyor. Atatürk aleyhindeki yorumların dışında, bu haksızlık Türk okurların canını sıkıyor.














